20 Şubat 2011 Pazar

bir kere KÜF'lensin yeter ki...

Fransızların meşhur peyniri rokforu hemen herkes tanır.

Ama çok az kişi rokfor peynirinin gerçek hikayesini bilir: Bir rivayete göre, Rokfor'un keşfi, Fransa'nın Roquefort kasabasında peynir üretimi ile uğraşan bir ustanın yanlışlıkla, kasabanın bir mağarasında unuttuğu peyniri bir süre sonra bulup tatmasıyla elde ettiği tesadüfi bir keşfe dayanır. Bu tesadüfi keşif zamanla kendisini daha profesyonel bir üretime bırakır (Rokfor Peyniri) Rokfor peynirinin en önemli özelliği ve o'nu bu kadar lezzetli ve dayanıklı yapan, içerdiği KÜF'tür. Bir kere KÜF'lendi mi Rokfor, o meşhur Fransız şaraplarına eşlik etmesi için sarayların kapılarından kralların kraliçelerin damaklarına sızar.

KÜF'lü Rokfor'un bir diğer özelliği ise, KÜF'lü görüntüsüne rağmen o'na, karşı konulamaz bir güdü ile özlem duyulmasıdır çünkü o sofradaki tüm o hoş tatlardan değildir. KÜF'lü rokfor tüm şekerli, kremalı gösterişli tatları eleştirir - gösteriden çok hakikatin tadıdır ve sofrada son sözü hep o söyler. İşte bu yüzden Versay'dan, Montmarte'a, Beyaz Saray'dan Harlem'e, Pembe köşk'ten Kavaklıdere semalarına kadar her yere ulaşır.

Baştan KÜF'lenmiş isen, Debord'un dediği gibi korkacak bir şey kalmamıştır -

"asıl her şeyden korkulacak durumlarda korkulacak hiçbir şey yoktur; tehlikelerle kuşatıldığınızda elinize ne geçerse ona güvenin; gafil avlandığınızda gidip düşmanı gafil avlayın." (Sun Tse, Gösteri Toplumu, Debord)

Bir kere KÜF'lensin yeter ki....

19 Şubat 2011 Cumartesi

kaş yaparken göz çıkarmak

Heykel - Modelaj dersini yeni alanlar iyi bilir (acemilik dönemleri); bazen öyle anlar olur ki, bıçağın ucu kaçıverir, onca emek verdiğin göz, göz kapağı yani tüm modelleme kaşı yaparken bir anda bozulur.

işte bu zamanlarda "kaş yaparken göz çıkarma" deyimi doğrudan geçerli olur....

"kaş yaparken göz çıkarmak" dilimizde başka bir anlama daha gelir ve boşuna söylenmemiştir bu söz...

Özellikle Türkiye'de bu iş en 1. sınıf şekliyle yapılır, profesyonelce:

Önce Haydarpaşa'yı restore ediyoruz diye yakanlar, şimdi de Beyazıd Camiini aynı nedenle yaktılar... restorasyon hem de en kralından buyrun taze taze: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17065962.asp?gid=373

sıradaki "restorasyon" çalışması nerede çıkacak: belki Selimiye, belki Ayasofya kim bilir ....

17 Şubat 2011 Perşembe

DOĞA CENNETSE, KENT CEHENNEMDİR




Doğa Cennetse Kent Cehennemdir başlıklı sergi ile 25.02.11'de Ankara - CERMODERN'deyiz....

Doğa Cennetse Kent Cehennemdir *



Toplumsal eşitsizliğin yarattığı sınıf farkının, mekan ifadelerinde sunulmasıyla yan yana gelen hayatlar bir tür sıkışma, gerilim ve çatışma yaşamaktadır. Bununla birlikte her mekan kendi sınıfını yarattığı gibi, bu sınıfın işaretlerini, trendlerini, kodlarını içinde taşımaktadır. Birbirinden ayrılma, birbirini dışlama durumunun bir duvarla gerçekleştiği yada mekanın kendisinin bu özerk alanları ...yarattığını söyleyebiliriz. Diğerinden ayrılan ve kapalı bir topluluk formuna dönüşen bu yerleşme türlerinde izole edilmiş yaşamlar kendi iktidarlarını da seçerek, duvarın diğer tarafında kalanlara mesafesini koymuştur. Kent parçalara ayrılmış, ortak alan olarak değerlendirebileceğimiz kamusal alanlar işlevini yitirmiştir. Dolayısıyla kentte lokal alanlar ve bu alanlarda kutuplaşan, birbirinden uzaklaşan topluluklar oluşmaya başlamıştır. Bu ayrımı en basitinden zamanlarının farklılığından görebiliriz. Burada zaman mekanın içine taşınır ve zamanını da belirleyen moda kavramıdır. En yeni olan en ileride olandır. Kapitalizmle ilişkili olan moda kavramı zaman olgusunu kullanarak mekanlara sızar. Böylelikle mekanlar iktisadi bir anlamla ilişkilenir ve temel itici gücünü kazanır. Kentler önceleri birçok değişik coğrafyadan gelen, toplanılan alanlarken şimdi ayrışan ve birbirine temas etmeyen gruplara bölünmüştür. Bu ise kentin oluşumuna çelişkili bir durumu yaratmaktadır. Birbirine bu kadar yakınken uzak olma hali, diğerinin yaşamına kayıtsız kalma refleksini de geliştirmiştir. Kent, içinde barındırdığı farklı ırk, din, dil, kavramlarının üzerinde sınıfsal farka dayalı mekan ayrımcılığıyla tanımlanabilecek yeni sosyal grupları doğurmaktadır. Bu sosyal gruplar mekansal ayrımlarla kendi içlerinde homojen yeni bir kimlikle kentin içinde ayrılmaktadır. Ne zaman ki karşılaşmanın zorunlu olduğu hallerde mekansal olarak ayrımlaşan sosyal gruplarda çatışma da kaçınılmazdır. Charles Baudlaire göre kent doğa gibi hakiki değil sahtedir sunidir; tanrısal değil şeytanidir. Kahramanlarıda lanetlidir, kötüdür, çirkindir. Doğa cennetse, kent cehennemdir.

* Charles Baudelaire

Sanatçılar:

Ali Alışır/Ali Kazma/Ali Taptık /Anna Heidenhain/Ayça Telgeren/Başir Barlakov/Burcu Perçin /Cem Sonel/Erdal Duman/Erinç Ulusoy/Ersin Ersinhan/Fırat Engin/Gözde İlkin /Güneş Terkol/Hatice Çiçe/İrem Tok/İrfan Önürmen/Jose M. Rodrigues/Lütfi Özden/Mehmet Ali Uysal /Mümtaz Demirkalp/Mustafa Duymaz/Nejat Satı/Olcay Kuş/Onur Gülfidan/ Serap Öney/Serkan Demir/Şevket Arık/Volkan Aslan/Yaşam Şaşmazer /Zoe Baraton

Yazarlar:

Achim wagner /Ali Artun / Aydın Gelmez / Barış Acar / Bora Erdağı / Cana Bilsel / Ersin Vedat Elgür - Mehmet Ali Uysal / Fırat Arapoğlu / Savaş Ergül / Şevket Arık / Şinasi Tek / Utku Özmakas / Yeşim Uysal


Sergiyi düzenleyen: YAYGARA Güncel Sanat İnisiyatifi
___________________________________________________________________________
Sergide yer alacak kendi çalışmam ile ilgili detaylı bilgi www.firatengin.com - da....

sevgiler....

4 Şubat 2011 Cuma

MISIR üzerine...

Mısır'da yaşananlar üzerine bir iki laf etmek istiyordum uzun zamandır ama bir türlü elim klavyeye gitmedi...

Şimdi ise, zamanıdır:

Mısır'a ilk defa 2003 yılında Mısır'lı bir heykeltıraş dostumun daveti üzerine gittim (2 hafta kadar). Piramitler, Nil Nehri, Tapınaklar ve daha bir çok güzelliği ilk o zaman keşfettim...

Bu güzellikler sadece güzel değiller, onlar; fakir, yoksul bir halkın omuzlarını dik tutan, onlara güven veren hayati simgeler....

Bu simgelerden birinin (nil nehri) üzerinde old school bir botla gezerken, yanımdaki arkadaşım eğer bu sudan içersen Mısır seni tekrar çağırır demişti - sanırım doğru çıktı ki, 2006 - 2008 - 2009 yıllarında tekrar Mısır'a gittim; hem de bu kez 1, 1 - 5 aylık dönemler kalma fırsatım oldu... her gidişimde hem Mısır'ı hem Mısır'lıları hem de bizleri - tarihimizi tekrar tekrar gözden geçirdim ve düşündüm....

Benim için herhangi bir ülke olmayan Mısır'da yaklaşık 2 haftadır; yoksulluğa - zorbalığa - diktaya karşı verilen bir halk mücadelesi yaşanıyor - ben orada değilim ama kuşkusuz aklım oralarda; aklım; Kahire Müzesinin o harika eserlerinde, Piramitlerin o görkemli - c00l duruşlarında ki dipsiz bilgelikte, el Fishawy'de daracık o tarihi sokaklarda - onlarca çeşit aromalı nargile kokularında, büyülü tapınaklarında, efsanelerinde, İskenderiyenin kütüphanesinde, Büyük İskender'den, Selim'e, Napolyan'a kadar dolu dolu tarih kokan bu topraklarda....

ve

Korkum var - evet endişeliyim; onca simgeleşmiş değerlerin bir kazaya gitmelerinden - ancak o zaman Mısır'lıların öz güvenlerini kaybedeceklerinden ve bunu fırsat bilecek aşşağılık insanların olabileceğinden endişeliyim......

umarım bu güzel ülke bir an önce huzura kavuşur ve tekrar o güzelliklerin arasından yeniden kendisi ile özdeşleşen güneş gibi doğar ve bizler de huzur içinde sırtımızı Sahra'ya verip dünyanın hiç bir yerinde bu kadar parlak görünemeyen o yıldızları tekrar seyreyleriz - hayallere dalarız...

vay be bu kadar romantikleşeceğimi tahmin etmemiştim eee ne demişler - bırak nasıl geldiyse izin ver ...... öyle gitsin....